Cenk's profilethere has been a catastr...PhotosBlogLists Tools Help
There are no photo albums.
Lists

Windows Media Player

there has been a catastrophic error. please stand by...

life became too solid
February 14

sing about life

August 24

long nights

have no fear
for when i'm alone
i'll be better off than i was before

...

i'll take this soul that's inside me now
like a brand new friend
i'll forever know

July 24

gün batımının fotoğrafını çekmek

mutlaka ama mutlaka herkes, hayatında en az bir defa yapmıştır bunu. batan güneş, karşılarında kimi zaman kızıla kaçan, portakal rengi ışıklarıyla her yeri yıkarken ellerinde ister zoom objektifli bir dslr olsun, ister dandik bir vga cep telefonu kamerası olsun, herkes o anı yakalamak gibi bir tutku içinde. uzun zamandır gözlemlediğim bir şey bu. ve bugün bunu bir kere daha fark ettim. bindiğim vapur kadıköy iskelesine yanaşırken karşıda güneş, aramızdaki puslu havanın ötesinde sakince alçalırken cep telefonuna davrananları gördüm. herkes bir süre izledi önce. sonra, benim gördüğüm sadece iki kişi o anı fotoğraflamak istedi. dışarıda yüzlercesi vardı eminim. bunu niye yaptıklarını pek anlamıyorum aslında. her 24 saatte bir olan bir olay zaten güneşin batışı... her başka gün, başka şekillerde... kimi zaman bugün olduğu gibi puslu, kimi zaman şarap rengi bulutlar arasında, kimi zaman berrak, cam gibi bir parlaklıkta ve kıpkırmızı bir renkte batıyor... ve bizi karanlığa gömerek yok oluyor. biz de fotoğrafını çekip duruyoruz işte. seneler boyunca hiçbir insan sıkılmamış bundan anladığım kadarıyla. ortaya çıkan manzaranın güzel olmasının dışında da bir şeyler var bu işin içinde eminim. yoksa etrafta bir sürü başka güzel şey var ama insanlar hiçbirine bu kadar tutkuyla bağlı değiller. nedense gün batımlarında onları çeken bir şey mevcut. hepsi batan güneşi izlerken gün içinde hiç olmadıkları kadar derinleşiyorlar bana sorarsanız. binlerce farklı şey düşünüyor ve hayal ediyorlar. bana göre tüm bu düşüncelerin tek bir ortak noktası var; hüzün. sanıyorum ki kimse güneşin batışını izlerken lunaparkta en son bindiği roller coaster'ı hayal etmiyordur. kız arkadaşının yanında yanlışlıkla osurduğunu... ya da boğazına batan balık kılçığını... çok daha derin şeyler düşünürler. hepsinin gözlerine bakarak bunu anlayabilirsiniz. böylece dururlar bir süre, sonra da kalkıp fotoğrafını çekerler. o anın kim bilir, belki de ömürlerinden akıp giden bir gün daha olduğunu belgelemek adına bir görseli olsun istiyorlardır ellerinde. en azından tek bir 'an'ı sonsuza kadar saklayabilmek için... daldıkları derin düşüncelerin gitgide solan kaynağını ölümsüzleştirmek istiyorlardır ya da. çünkü tüm güzel şeyler gibi çok kısa sürer o an da. ve biter...
ya da belki hiçbiri değildir bunların, ben büyütüyorum...
belki sadece güzel olduğu için fotoğrafını çekiyorlardır gün batımının...
hiçbir şey düşünmeden...
July 20

hayatın boşa geçtiğini hissettiren anlar...

zamanın bu inanılmaz hızlı akışının farkına varabilmiş yetenekli insanlardansanız eğer, bu konu üzerinde çok daha fazla kafa yorarsınız.
her gün okula ya da işe gitmek için aynı saatte otobüse binersiniz. bazen aynı otobüs şoförünün bile denk geldiği olur. o da her sabah o arabayı değişmeyen belli bir noktadan diğerine götürmek üzere aynı elbiseyi giymiştir. çoğu zaman onun da bu işten bunaldığı zamanlar oluyordur muhakkak ama markete girdiğinde sepetine attıklarını bu rutinliğin sayesinde alabildiğini bilerek kendini rahatlatır.
her sabah önünden geçtiğiniz binaların, sabahın o saatinde kumdaki güvercinlerin dışında tamamen boş olan küçük oyun parkının, 70lerindeki bir dedenin duvarına yaslanarak oturup adaçayı sattığı bir bankanın ve daha ilerde eski bir lise arkadaşınızın evinin önünden geçtiğiniz kısa bir yolculuktan sonra otobüsten her sabah olduğu gibi aynı durakta inersiniz ya da arabanızı o çevrede bir yere park edersiniz, okulunuza ya da işinize yürürsünüz. her hafta tekrar eden bir rutinlik yine her yanınızdadır. şayet okuyorsanız her salı aynı saatte aynı sınıfta aynı hocanın yüzünü görürsünüz. anlattığı şeyleri dinlersiniz. size anlattıklarının aynısını o gün birkaç kere daha başkalarına anlatacaktır kuşkusuz.
bazen okulunuzda konferanslar düzenlenir ve geleceğinizi nasıl yönetmeniz gerektiğinden falan bahsederler. herkes her şeyin en doğrusunu bilir ve size anlatır bu konferanslarda. kürsüdeki takım elbiseli adamı dinlerken bu konuşmayı yapabilme seviyesine gelebilmek için ne tür sıradanlıklara katlandığını merak edersiniz. o takım elbisesiyle dışarıdaki milyonlarcasına nasıl da benzediğini düşünürsünüz bir yandan.
konferanstan çıkar ve yemek yemeye inersiniz. hoşlandığınız fazla seçeneğiniz yoktur. birini seçip yemeye başlarsınız. bitirip tekrar derse çıkarsınız. sonra evinize gidersiniz.
ertesi gün tekrar gelirsiniz.
gidersiniz.
gelirsiniz.
gidersiniz.
gelirsiniz...
...
çok komik değil mi? üstteki gibi kısacık bir kesitte bile yaşamınızdaki inanılmaz sıradanlığın farkına rahatlıkla varabilirsiniz. aksi için salak olmanız gerekir. fakat çok az insan bunun farkında olduğunu kabul ederek yaşar. çok az insan bu sıradanlığın hayatlarını öldürdüğünün, çoğu yönüyle zalimce boşa harcattığının farkındadır.
sevgiyi bile tavan yapmış bir monotonluğun üstünde yaşamak ne üzücü.
ancak maalesef insanlık her gün dibe yaklaştığı kısacık yaşamını anlamsız bir sisteme oturtmuş; her gün düşünüyor, sorguluyor, konuşuyor, geliştiriyor, yaratıyor, seviyor, yardım ediyor, tartışıyor, kavga ediyor, savaşıyor, birbirini acımasızca öldürüyor. daha birçok şey yapıyor ve hemen her şey hakkında fikri var. ama artık kendini bu sistemden kurtarmak için yapabileceği hiçbir şey yok. ülkeler hala daha özgürlük için mücadele ediyorlar, bunun uğruna insan öldürüyorlar ama bireyler artık özgür değiller.
birçokları için günü yaşamak felsefesinin geride kaldığını düşünüyorum. hatta artık bu acımasız keşmekeş içinde carpe diem'in fikri bile söz konusu olamaz herhalde. bunu yapabilecek rahatlıkta ya da sistemde olanların da bir kısmının umrunda bile değil sanırım.
June 14

...

hayal kırıklıkları kötüdür. bir su birikintisinde onlarca okyanus görenlerin hayalleri kırıklara dönüşür genelde. her taraflarını keser ve kanatır onların; acı verir. bunu önemsemediğini iddia etmek mi? garip...

no one

well i can't ever really believe
no one was sent to get me
i feel like i'm being erased
and no one got left here
i'm all alone no one was sent to get me
i'm all alone no one got left here
February 20

sessiz kalanlar...

eğer siz ona ''seni seviyorum'' derken kendinizden eminseniz eğer, sessiz kalmış olmasını önemsemezsiniz pek. öpüştüğünüzde hissettiğiniz tarifsiz sıcaklıkta ararsınız aslında bir soru olmayan fakat aşık bir beyin tarafından basit de olsa bir karşılık beklenen sözün cevabını... ya da vücutlarınızın ısıttığı ılık çarşaflar içinde birbirinize sarılmış yatıyorken bulursunuz... göğüsleriniz birbirine yapışmış bir bütün gibidir. nefes alış verişinizi dinlersiniz birbirinizin. usanmadan. bıkmadan... kafasını hemen yanınızdaki yastığa koyup size sarılarak uyuyabildiğine göre sizi seviyordur zaten. değil mi?
gerisi tamamen önemsiz..
değil mi?
ama farkına varırsınız ki bazıları için poker gibidir aşk. bir stratejidir. ya da basit bir oyundur. bu yüzden aşkta bazı salt gerçekler size çok ama çok basit görünen durumların oldukça derinlerine, yoğun bir karanlığın içine saklanmışlardır. farkına varmak güçtür onların, çünkü aşık biri onları aydınlatacak herşeyden yoksundur. bomboştur elleri... sadece sevdiğine dokunmak ister.
onun sıcaklığı, onun kokusu, onun tadı...
hayattaki insana mutluluk verici tek zifiri karanlık içinde, her tarafını coşkuyla saran bir aydınlıkta, ışığın içinde çılgınca dans ettiği açık mavi sularda yüzdüğünü zannederek ilerler yolunda aşık kişi.
en başından beri farkında olmadığı, olsa da önemsemeyeceği bir karanlığın içindedir oysa.
zaten en kötüsü de bu değil mi?
gördüğünüzü zannedip de görememek...
ihtiyaç olunduğu zaman o saf sevginizden insafsızca faydalanılması...
bir kukla olduğunuzun farkında olamamak...
bir kukla olduğunuzun farkında olamamak...
bir kukla olduğunuzun farkında olamamak...

ve bu konuda bir insanın başına gelebilecek en merhametli şey ise; o aydınlık-karanlığın içine onunla beraber düşmektir. işte o zaman aşkı poker gibi yaşamazsınız, güleryüzlü bir stratejiden ibaret değildir yaşananlar ve duygularınızı vahşice körelten ipler yoktur kimsenin elinde. yaşayacağınız gerçek mutluluktur sadece.
sadece ve sadece gerçek mutluluk...

''sometimes,
the silence can be like thunder''
bob dylan, love sick
 
ekşi, 15 aralık 2006                                                                              
 

Cenk Kayakus

Occupation
Location
Interests